Hüseyin Karatay’ın Sesler Romanı üzerine…

Hüseyin Karatay’ın Sesler romanı üzerine birkaç söz…

Gül’ün bir saka kuşunun cıvıltısıyla başlayan huzurlu hayatı, evlatlık olduğunu ve bir ikizi bulunduğunu öğrenmesiyle bambaşka bir yöne savruluyor. İkizinin yıllar önce esrarengiz bir şekilde kaybolduğunu öğrenmesi ise bu sarsıntıyı daha da derinleştiriyor. Geriye kalan tek iz, yetiştirme yurdunun kimsesiz çocuklarına ait acı dolu hatıralarla örülü bir anı defteri… Gül, bu defterin satırlarında hem kardeşinin iç dünyasına hem de kendi köklerinin sırlarına doğru sarsıcı bir yolculuğa çıkıyor.

Sesler, kaybolmuş ruhların fısıltılarını, kuş seslerinden rüzgâra kadar her şeyin dile geldiği şiirsel bir atmosferle anlatıyor. Okurunu ilk sayfadan son satıra kadar peşinden sürükleyen bu roman, sadece bir hikâye değil; toplumun en kırılgan, en sessiz kalan çocuklarına yönelik sessiz bir çığlık…

Hüseyin Karatay Hoca, bu eserinde hiçbir tekrara düşmeden, ustalıkla ördüğü üslubuyla hem sanatsal derinliği hem de vermek istediği mesajları başarıyla buluşturuyor. Toplumu ayakta tutan en temel direğin “aile” olduğunu o kadar içten ve o kadar yalın bir dille anlatıyor ki, okurun kalbine dokunmaması mümkün değil.

Kitap çıkar çıkmaz kendisinin imzalı bir nüshasını bana hediye etmesi de benim için ayrı bir gönül hatırasıdır. Bir solukta okuduğum Sesler, hafızamda ve kalbimde iz bırakan eserlerden biri oldu.

Ne yazık ki Malatya Kitap Fuarı’nı düzenleyenler, Hüseyin Karatay gibi değerli bir ismi davet etme inceliğini gösteremediler. Bu, sadece bir vefasızlık değil; aynı zamanda kültüre, edebiyata ve bu şehrin gerçek değerlerine karşı bir körlüktür. Çünkü o fuarı düzenleyenlerin birçoğu hayatında bir kitap dahi açmamış insanlar… Oysa Karatay Hocamız, hem Malatya’nın hem de Türkiye’nin kıymetli bir edebiyat adamıdır.

Hüseyin Karatay Hocama sağlık, afiyet ve uzun bir ömür diliyorum. Sesler gibi eserlerin çoğalması dileğiyle…

Yorum bırakın