HUDUTSUZ GÜZELLİĞİ ÇİRKİNLEŞTİRME YANILGISI

Batı, modern zamanlarda estetik, algı ve medya üzerinden “çirkini güzelleştirme” konusunda eşi benzeri olmayan bir maharet geliştirdi. Sanatı, teknolojiyi, iletişimi ve pazarlamayı kullanarak, yoksunlukları meziyet; çirkinlikleri tarz; eksiklikleri ise özgünlük diye pazarlıyor. Bu durum, sadece fiziksel güzellik algısıyla sınırlı değil; çöküş halindeki kültürel kodlar, yozlaşmış yaşam tarzları ve yapay kimlikler dahi “özgürlük”, “bireysellik” ya da “çağdaşlık” adı altında parlatılıyor. Neticede Batı, bir çirkini hudutsuz güzelleştirme davasında başarı elde ediyor: Algı gerçeğin önüne geçiyor.

Biz ise tam tersine, fıtratın ve inancın kodladığı, asırlarca mayalanmış bir güzelliği —diliyle, kültürüyle, ahlakıyla, mimarisiyle, insan ilişkileriyle— çirkinleştirme yolundayız. Kendi medeniyetimizin estetik ve ahlaki mirasını reddediyor, modernleşme adına kökümüzü inkâr ediyor, kendi hakikatimize yabancılaşıyoruz. Hudutsuz bir güzelliğe sahibiz aslında: Merhametin adaletle yoğrulduğu bir geleneğimiz, hikmetin hayatı inşa ettiği bir irfanımız, insanı “emanet” bilen bir ahlakımız vardı. Ama bugün o güzelliği sıradanlaştırıyor, küçümsüyor, yerini taklide ve yapaylığa bırakıyoruz.

Bir yanda, çirkin olanı güzel göstermek için kurumsal bir çaba var. Öte yanda, gerçekten güzel olanı çirkinleştirmek için bilinçsiz bir terk ediş. Batı, kendi boşluklarını parlak etiketlerle süslerken, biz kendi cevherimizi toprağa gömüyoruz.

Bu durumun temelinde bir bilinç kırılması yatıyor. Güzelliği sadece görsellikte arayan, kalbin ve aklın estetiğini unutmuş bir nesil yetişiyor. Oysa bizim geleneğimizde güzellik, zahirin ve batının uyumuydu. Bir cami sadece taş değil, dua idi. Bir söz sadece kelime değil, hikmetti. Bir sokak sadece yol değil, bir medeniyetin yansımasıydı.

Şimdi sorulması gereken soru şudur: Biz bu güzelliği niçin çirkinleştiriyoruz? Kendi değerlerimizi neden “eski”, “geri”, “uygunsuz” diye reddediyoruz? Niçin kendi gölgemizden korkuyor, başkasının parıltısında kendimizi arıyoruz?

Hudutsuz güzelliği korumak; onu modern çağın diline tercüme ederek yeniden yaşatmak bizim elimizdedir. Batı’nın çirkini makyajlaması bizi kandırmamalı. Biz kendi güzelliğimizi tanır, ona sahip çıkar ve onu çağımıza uygun bir şekilde işlersek; hem kendimize hem insanlığa hakiki bir güzellik sunabiliriz.

Zira çirkini güzelleştirmek bir illüzyondur; güzeli çirkinleştirmek ise bir ihanet.

Yorum bırakın