Anam Gidince Çocukluğum da Bitti
Bugün Anamı ebediyete uğurladık.
94 yıllık bir ömrün ardından Rabbine kavuştu, emanetini sahibine teslim etti.
“Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.”
İnsan annesini kaybedince sadece bir yakınını kaybetmez.
Sanki içindeki çocuk da sessizce çekip gider.
Bugün bunu derinden hissettim. Çünkü artık bana “oğlum”, “yavrum” diyecek bir anam yok. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, annesi hayattaysa içinde bir çocuk saklıdır. Anam gidince anladım ki benim de çocukluğum bitti.
Ama neylersin…
Şairin dediği gibi:
“Neylersin, ölüm bu… herkesin başında.”
Anam 94 yıllık ömrüne bir insanın taşıyabileceğinden çok daha fazla acı, sabır ve mücadele sığdırmış bir Anadolu kadınıydı. Onun hayatı aslında bu toprakların sessiz kahramanlarının hikâyesidir.
Daha dünyaya gelmeden babasını kaybetmişti. Henüz altı yaşındayken annesi de vefat etmişti. Küçücük bir çocukken yetimliğin ne demek olduğunu öğrenmişti. Bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu sevgiye ve güvene hasret büyümüştü. Hayata dayılarının yanında tutunmaya çalıştı. Çocukluğu yoklukla ve sabırla yoğruldu.
Ama o hiçbir zaman hayata küsmedi.
Kaderine isyan etmedi.
Sabretmeyi bildi.
Sonra kader onu babamla buluşturdu. Bir yuva kurdular. Bu yuva zenginliğin değil, emeğin ve alın terinin üzerine kurulmuş bir yuvaydı. Hayat kolay değildi. Ama annem şikâyet etmeyi hiç bilmedi.
On iki evlat dünyaya getirdi. Bir annenin merhametiyle, şefkatiyle büyüttü hepsini. Fakat iki yavrusunu henüz bir yaşını doldurmadan toprağa verdi. Bir annenin yüreğinde açılan o yarayı anlatmaya kelimeler yetmez. Ama annem yine sabretti, yine Rabbine sığındı.
Bizim hikâyemiz Hekimhan’ın kırsalındaki Gelengeç köyünde başladı. On çocuklu bir aile… Köy hayatının bütün zorlukları… Yokluk, emek ve alın teri…
Ama Anamın kalbinde ve gönlünde büyük bir hayal vardı:
“Ben çocuklarımı şehirde okutup yetiştireceğim”.
Bu hayal onun en büyük mücadelesi oldu. Babamı ikna etti ve 1969 yılında köyden Malatya’ya taşındılar. O gün verilen karar aslında bir annenin evlatları için verdiği en büyük fedakârlıklardan biriydi.
Şehirde hayat da kolay değildi. Ama Anam yılmadı. Yokluk içinde ama büyük bir azimle çocuklarını büyüttü. Bizi sadece okula göndermedi; Anadolu’nun irfanıyla, sabrıyla ve ahlakıyla yetiştirdi.
1982 yılı ise onun hayatındaki en ağır imtihanlardan biriydi. Anam henüz 48 yaşındayken hayat arkadaşı, yol yoldaşı olan babam da bu dünyadan göçüp gitti. Bir anda hem anne hem baba oldu. On çocukla hayata tutunmaya çalıştı. Ama yılmadı. Evlatlarının başında dimdik durdu.
Anamın en güzel hasletlerinden biri de ikramı ve misafirperverliğiydi. Evine gelen hiçbir misafire ikram etmeden rahat edemezdi. Gelen kim olursa olsun mutlaka bir şey ikram ederdi. Çünkü onun için misafir baş tacıydı. Sofrası çoğu zaman yerdeydi ama gönlü hep zengindi. O mütevazı sofralarda paylaşmanın, bereketin ve Anadolu irfanının sıcaklığı vardı.
O bizim için sadece bir Ana değildi.
Bir ocağın direğiydi.
Bir ailenin duasıydı.
Bir hayat mektebiydi.
Biz onun ellerinde büyüdük. Onun duasıyla ayakta kaldık. Onun sabrından güç aldık.
2019 yılında Memiş ağabeyimizi kaybettiğimizde ise bir annenin yaşayabileceği en ağır acılardan birini daha yaşadı. Evlat acısını yüreğinin en derin yerine gömdü. Ama yine sabretti. Yine Rabbine sığındı.
Bugün onu ebediyete uğurladık.
Bir annenin hakkını ödemek mümkün değildir. Onun çektiği çilelerin, yaptığı fedakârlıkların karşılığını hiçbir evlat ödeyemez.
Ama biz gönül rahatlığıyla şunu söyleyebiliriz:
Biz Anamızden razıyız…
Rabbim de ondan razı olsun.
O bize sadece bir hayat bırakmadı.
Bir ahlak bıraktı…
Bir sabır bıraktı…
Bir mücadele mirası bıraktı…
Bugün içimde derin bir sükût var.
Ama aynı zamanda büyük bir minnet de var.
Çünkü böyle bir Ananın
evladı olmak, insanın hayatında taşıyabileceği en büyük şereftir.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Toprak onu incitmesin.
Cenab-ı Hak onu Peygamber Efendimize komşu eylesin.
Ruhu şad olsun…
18/04/2026
Yorum bırakın