Şubat ayazında kaybettik iş yerlerimiz, yuvalarımızı. Toprağın nasıl bir öfkeyle sarsıldığını, betonun nasıl bir çığlıkla çöktüğünü bilirsiniz. Malatya’nın kadim sokakları susarken, biz ticaret erbapları, dükkânlarımızın enkazından arta kalan umutlarımızı toplayıp Emlak Konut’un, Büyükşehir Belediyesi’nin ve Malatya Park AVM’nin arasında kurulan bu geçici iş merkezine geldik. Temmuz 2023’tü. Güneş tepemizdeydi ama içimizde tarifsiz bir tedirginlik buna rağmen gönlümüzde bir serinlik, vardı. Toplam 350 geçici iş yeri; kaç blok olduğunu hâlâ tam bilmem. Ama bizim dünyamız artık F1 Blok’tan ibaretti.
F1 Blok… U şeklinde, insanı kucaklayan bir mimari. Ön tarafında 14 iş yeri, sağında dört, solunda dört; caddeye paralel sekiz dükkân sıralanmış. Önümüzde geniş, çim ekili bir alan; ortasında dört dev çam saksı. O saksıların içindeki ağaçlar, betonun ortasında birer direnişti sanki. Biz de öyleydik.
Başlangıçta birbirimizin sadece simasına aşinaydık. Sabahları selamla, ilebaşlayan, akşamları hayırlı akşamlarla biten bir durum ortaya çıkmıştı. Ama bir yerden sonra insanın içindeki boşluğu sadece ticaret dolduramıyor. Önce bir çay ikramıyla başladı her şey. Sonra bir baktık, sabah kahvaltıları, öğlen yemekleri, Ramazan’da iftarlar derken müthiş bir kaynaşmanın içinde bulduk kendimizi. Hele kahvaltılarımız… Yaşar Kemal ne güzel demiş: “Diğer yemekleri bilmem amma kahvaltının mutluluk veren bir yanı vardır.” Sahiden de öyle. Beş kişiyle başlayan sofra, bir bakmışsın on, on beş kişi olmuş. Herkes elinde bir tabak, gönlünde bir muhabbetle geliyor.
Bu şölenlerin merkezi, komşumuz CW Enerji’nin kapısının önü. Hem içerisi hem dışarısı tam bir toplanma yerine dönüştü. CW Enerji’nin yönetim kurulu başkanı Sait Bey… Diyarbakır asıllı. Kendine has şivesi ve bir o kadar yüksek oktavlı sesiyle, çaycıyı çağırırken kopardığı o meşhur “çayccciii” nidası var ya, işte o hepimizin yüzünde tebessüme dönüşen bir melodi. Küfrü bile şiirsel; söverken dinleyeni gülümsetmeyi başaran ender insanlardan. Ortağı Recep Usta ise tam tersi; halim selim, uysal… Ama Recep Usta’nın en büyük özelliği, tıpkı bir kedi gibi dört ayak üstüne düşmek. Kahvaltıya geç gelen veya gelmeyene tatlı bir ceza keseriz; Recep Usta o cezayı ödememek için öyle bahaneler uydurur ki, gülmekten cezayı unuturuz. Recep Usta’nın bir de kadim dostu var: Cumali. Hazır cevap, nüktedan, fıkraları hep belden aşağı… Bu ikili bir araya geldi mi, kahkahalar gökyüzüne çıkıp o çam ağaçlarının yapraklarına takılır, oradan üzerimize neşe diye dökülür…
Tabi ki geçici iş merkezinin tek berber salununu işleten İbrahim usta var ki evlere şenlik…
İbrahim Usta nev-i şahsına münhasır bir insan, espiri gücü, taklit yeteneği bununla beraber başka özellikleri de var mesala; kimin burnunu çok karıştırdığını çok iyi gözlemler…
Hemen yanı başımızda hediyelik kayısı sektörünün duayeni Mutlu Kayısı var. Vahap Bey, yeğeni Mutlu ile beraber kurmuş; ismini de ondan mülhem koymuş. Vahap Bey’in yüzünden tebessüm hiç eksik olmaz. Öyle nevi şahsına münhasır bir adamdır ki, yaz günlerinde ikindi sohbetlerimizin vazgeçilmez müdavimidir. Bir çay, bir tabak Ağın leblebisi, bir de Vahap Bey’in hayat tecrübesiyle harmanlanmış sözleri… O sohbetlere doyum olmaz. Yeğeni Mutlu da dayısının yolunda; yüzü hep güler, elleri hep çalışır.
Mutlu Kayısı’nın yanı başı Armağan Kayısı… Kurucusu Turan Saruhan, ama işin başında oğlu Taha var. Taha inşaat mühendisi; babasının kurduğu şirketi devam ettirmenin gayretinde. Kendine has üslubu, şık giyimi kuşamıyla aramızda karizmasıyla bilinir. Onun hemen yanında Aslantepe Hediyelik Kayısı var. Nurullah Bey, üç çocuğuyla birlikte işletiyor. Hediyelik kayısıda çeşitliliğe o kadar önem verirler ki, rafları bir sanat galerisi gibidir. Ama en önemli özellikleri, ikramı asla ihmal etmemeleridir.

Ben, kitap ve kırtasiye sektöründeyim. Babamın torunu Necip Fazıl’la beraber çalışıyoruz; rafların arasında geçmişin kokusuyla geleceğin hayalini bir arada yaşatıyoruz. Bizim yanı başımızda Gözde Helva var. Mustafa Bey kurmuş, ama aşina olduğumuz yüz, çalışanı Celal Bey’in yüzü. Celal Bey’in de hiç tebessüm eksik olmaz; halim selim, iyi kalpli bir insandır. Onun bitişiğinde ise Sürücü Kursu var; Oktay Hoca kurmuş. Oktay Hoca, dışarıdan bakınca soğuk ve itici bir görüntüsü var ancak onu tanıyınca, içtenliği ve candanlığıyla bilisiniz; bir derdiniz varsa ilk kapısını çalabileceğiniz insanlardandır…
Bir de F1 Bloğun delimi – velimi kararını veremediğimiz Behlül’lerimiz var , bunların başında Ekrem var …
Ben ona Eko baba diyorum, o da bana Dayı diyor, hatta kendine has hitabıyla ” o benim dayım, ben dayımı kimseye vermem” der.
Diğer komşularla pek bir araya gelemesek de selamı sabahı hiç kesmiyoruz. Bu U şeklindeki avlu, sadece bir ticaret alanı değil artık; bizim yeniden ayağa kalkışımızın, birbirimize tutunuşumuzun sembolü oldu.
Ama şimdi içimizde bir korku, bir endişe var. Ya gün gelir de asıl iş yerlerimiz teslim edilir, bu geçici merkezden çıkıp gidersek? Ya bu insicam, bu muhabbet dağılırsa? Sait Bey’in “çayccci” nidalarını, Recep Usta’nın ceza kaçırmalarını, Cumali’nin kahkahalarını, Vahap Bey’in ikindi sohbetlerini, Celal Bey’in sessiz tebessümünü bir daha bulamazsak? Deprem bizden çok şey aldı; amam burada, bu geçici çarşıda bize çok şey verdi: dostluk, dayanışma, belki de bir ömür sürecek bir komşuluk hukuku…
Şimdiden, ayrılık vakti gelmeden, bir araya gelmenin planlarını yapıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, deprem bizi yıktı ama bu avlu bizi yeniden inşa etti. Ve biz, F1 Blok’ta filizlenen bu muhabbeti, Malatya’nın rüzgârına, kayısının kokusuna, toprağınm hafızasına emanet edeceğiz. Vesselam.
Şahin Doğan
Malatya
Yorum bırakın